Sevgili Veliler, Bana göre bir öğrencinin okul başarısında en önemli etken velidir. Neden mi… Bugün az mevcutları, mükemmel fiziki şartları olan özel okulların çok azı devlet okullarındaki başarıyı yakalayabilmiştir. Çünkü çocuğunu özel okula vererek onun için yapması gerekeni yaptığını zanneden veliler çoğunluktadır bu okullarda… Büyük kentlerimizde bu tür okullar fazlasıyla vardır. Ama Anadolu’nun küçük şehirleri ya da ilçeleri üniversite sınavında daha başarılıdır. Demek ki biz sadece parasal kaynaklarımızı akıtarak çocuğumuzu başarılı yapamayız. Diğer bir örnek şudur. Eğitime önem vermeyen, çocuğunu ilerde para kazanarak kendisine bakacak bir güvence olarak gören zihniyetin hâkim olduğu bölgelerde ya da illerde de başarı düşüktür. Fiziki şartların eksikliği, öğretmen yetersizliği vb. biçiminde söylenegelen bahaneler gerçeği yansıtmazlar. Ben, tavanı yağmur yağınca akan; sobalı, deliklerle dolu tahta zemini olan bir okulda okudum. Eksiklerimiz çoktu. Ama şunu çok iyi biliyordum ki ailem benden eğitim almamı, okumamı istiyordu. Babam memurdu ve eve tek maaş girerdi. Buna rağmen evimize günlük gazete mutlaka alınırdı. Harçlığımı kitaba verdiğim zaman babam beni desteklerdi. Radyoda haberler mutlaka dinlenirdi. Ailecek oturup siyasi tartışmalar yapardık. Düşüncelerimiz her zaman birbirini tutmazdı; ama gelecek üzerine konuşurduk. Aile aynı odada bulunurdu çoğu zaman. Birbirimizden kopuk değildik. Babam çalışkandı ve çalışmanın değerini biz ondan öğrendik. Belki bu anlattıklarımı sizler de bir başka biçimde yaşadınız. Söylemek istediğim şudur ki, şartlarımız ne olursa olsun, çocuklarımızdan kopuk yaşamayalım. Sürekli kendimizi eğitmeye devam edelim ki, çocuklarımız da eğitimin önemini kavrasınlar. Çocuğumuzun okuluna çok sık gitmek yanlış ama en büyük yanlış hiç uğramamaktır. “Çocuğum, devamsızlık yapıyor mu? Öğretmenleriyle iletişiminde sorun var mı? Sınıf içindeki davranışları evdekinden farklı mı?” gibi soruların cevabını almalıyız. Elbette bu soruların cevabı her zaman bizi hoşnut etmeyecektir. Olumsuzluklar varsa vakit kaybetmeden nedenleri araştırılmalı, çözüm için okul ve çocukla işbirliği sağlanmalıdır. Çözümde mutlaka çocuğun katkısı olmalıdır. Sorunlar çok büyükse bir uzmandan ( rehberlik uzmanı, psikolog, psikiyatr vb. ) yardım alınmalıdır. Veliler, çocuklarını evin reisi konumuna getirmemelidirler. Çoğu velimden şu sözü sık sık duyar oldum: “ Ona hiç sorumluluk vermiyorum. Sadece ders çalışsın yeter. Her şeyimiz onun için…” Peki, çocuğunuza ailede sorumluluk vermezseniz sorumluluğun ne olduğunu ona nasıl öğreteceksiniz? Ya da her ne yapıyorsanız onun için yapıyorsanız; ona yapacak ne kalıyor? Ders çalışmak… Nereye kadar? Niye? Zaten istediği her şey oluyorsa, ders çalışması için bir neden kalır mı? Ya da tam tersi… Çocuk ders çalışıyordur; ama bu çalışma hiçbir zaman yeterli görülmez. Hep daha fazlası istenir. Zavallı çocuk ne olduğunu anlayamadan kitapların, soruların arasında çocukluğunu, ergenliğini kaybedip gidecektir. Bu kaybın telafisi yoktur. Kendinizin sürekli ütü yaptığınızı düşünün. Her seferinde önünüze ütülenecek çamaşır yığıldığını… Bunu yaparken arkadaşlarınızla sohbeti kaçırdığınızı, yapmaktan zevk aldığınız şeyleri yapamadığınızı… Kendinizi nasıl hissederdiniz? Bir yakınımın çocuğu şöyle demişti: “ Benden sürekli ders çalışmam istendi. Yaptım. Şimdi asosyal, arkadaşı olmayan, içine kapanık biri oldum. Ne hissettiğimi, ne düşündüğümü kimse merak etmiyor. Yalnız kaldım. Hayatta yapayalnızım, mutsuzum ama bu durumu değiştiremiyorum. En kötüsü de ailem bu durumun farkında değil ve benimle övünüyor…” Sevgili veliler, sizinle söyleşilerim sürecek. Bu bölümde anlatacaklarımı 1000 yıl önce yaşamış İbni Sina’nın “Kanun” adlı eserinde yer alan sözleriyle şimdilik son veriyorum. “ Çocuklar özenle bakılmalı, davranışlarında ölçüyü kaçırmamaları için denetlenmelidirler. Öfkeli tepkileri, kaygıları ve korkuları giderilmelidir. Bu, en iyi biçimde, çocuğun istek ve eğilimleri yanında, hoşlanmadığı şeyler de göz önünde tutularak sağlanır. Çocuğun doğal yetenekleri desteklenirken, onu tedirgin eden nedenler ortadan kaldırılmalıdır. Çocuk altı yaşına gelince, öğretim ve eğitim için bir öğretmenin yanına verilmelidir. Öğretmen, onu gereksiz bilgilerle yüklemeden, basamak basamak giden bir öğretim yolu izlemeye çalışmalıdır.”
Devamında buluşmak üzere sevgiyle kalın. Biray AKÇAY