Sevgili Gençler, Sevgili Öğrenciler, Sizleri çok seviyorum ( Bilenler bilir). Yirmi beş yıldır sizlerle beraberim. Doğrusu bundan da çok hoşnudum. Sizler benim yaşam kalitemi artırıyorsunuz. Ve her daim baharı yaşıyorum(bazen bahar alerjisi beni rahatsız etse de).Bahar bu, hangi mevsimle kıyaslanır? Biz yetişkinler, neyin iyi neyin kötü olduğunu, neleri yapıp neleri yapmamanız gerektiğini hep söyleyedurmuşuzdur. Çoğu zaman da bu söylediklerimiz, bir kulağınızdan girip öbüründen çıkmıştır. Olsun… Yine de biz varız. Bize ne zaman ihtiyaç duyarsanız, size yardım etmeye hazırız. Zamanında kendimize yardım edemedik; çünkü bize söylenenleri biz de dinlemedik. Dinlemek dedim de… Dinlemeyi biliyor musunuz? Ve dinlemeden öğrenemeyeceğinizi? En azından öğrenmek istediklerimizi dinlemeliyiz. Örneğin annenizin sizi niye arkadaşlarınızla doğum günü partisine göndermek istemediğini… Nedeni iyi dinlerseniz, annenizin açığını daha kolay bulursunuz ve isteğinizi daha iyi savunursunuz. Haklarınızı elbette savunmalısınız. Unutmayın ki sizin sahip olduğunuz haklar karşınızdaki insan için de geçerlidir. Hele henüz ekonomik bağımsızlığınıza kavuşmamışsanız; annebabanızın hakları sizinkilerden biraz daha fazla olacaktır. Kim olduğunuza ve ne olmak istediğinize karar verme hakkına sahipsiniz; ama bu hakkınızı kullanırken ailenizin ve sizi sevenlerin düşüncelerini gözardı etmemelisiniz. Sözlerinizin dinlenmesini ve ciddiye alınmasını isteme hakkına sahipsiniz. Hata yapma hakkına da… Kendini suçlu hissetmeden “Hayır” diyebilme hakkına da… Duygularını ifade edebilmek hakkına da… Fikrini değiştirmek hakkına da… Görüş sahibi olmak, siyasi inanç sahibi olmak hakkına da… “Anlamıyorum.”diyebilmek, kendi değerlerine bağlı kalmak, insan olarak değişmek gelişmek, başkalarının sorunlarının sorumluluğunu taşımaktan kurtulmak, başkalarının olmasını istediği insan değil kendisi olmak… Tüm bu haklara sahipsin; ancak tüm bu haklar karşındaki kişi için de geçerlidir.( Mesela annen baban için de…) Kendinizi incinmiş hissetseniz de size yönelen eleştirileri dinleyin. Haksız bulduğunuz noktaları da söyleyin. Aynı görüşte olmak zorunda değilsiniz; ama dinlerseniz sizi eleştiren size saygı duyar. Gereğinden fazla özür dilemeyin. “ Özür dilerim seninle sinemaya gidemeyeceğim, çok üzgünüm” demeyin. “ Seninle sinemaya gelemem; çünkü başka bir işim var” deyin. Böylece gerçekten özür dilemeniz gereken yerde, özrünüzün bir kıymeti olsun. Örneğin “ Anne, sana yüksek sesle bağırdığım için özür dilerim.” diyebilirsiniz. Haydi, açıkça söyleyelim. Sorunları yaratanlar biz değiliz değil mi? Hep başkaları… Hepimiz kendi davranışlarımızı gözden geçirmeli, kendimize güvenmeliyiz. Bazen öğrencilerime de söylerim “Aslında yanlışı hepimiz biliriz. Sorun yanlışımızı kabul etmektedir.” Deneyimlerimden biliyorum ki insanlar öğrendiklerini hayata geçirmiyorlarsa eğitilmiş olmazlar. Şey gibi… Mesela hangi besinleri çok yerse şişmanlayacağını bilen bir kişinin bu bildiklerini uygulamayıp kilo üstüne kilo alması gibi… Bilmiyorum iyi bir örnek oldu mu. Doğruyu bilmek yetmez, hayata geçirmek gerekir. Sevgili gençler, yaşamın zor olduğunu bilin. Kendi gücünüzü keşfedin. Ve yaşamın zorluklarına göğüs gerin. En iyi arkadaşınız “kendiniz” olsun. Özgüveninizi geliştirin ama bencil olmayın. Özdisiplininiz olsun, disiplin olmadan hedefinize ulaşamazsınız. Hedefiniz yoksa da siz zaten yoksunuz. Rahatlık bir tuzaktır. Rahatlığa yüz vermeyin. Kendiniz için en iyisini yaparsanız; aileniz için de, ülkeniz için de en iyisini yapmışsınız demektir. Eğitiminiz boyunca sınavlarla karşılaşacaksınız, hayatın da bir sınav olduğunu unutmayın. Ve sınavları önemseyin. Sınavlar bizim değerimizi ölçer.Değerli olduğunuzu hissetmek istiyorsanız, sınavlardan galip çıkın. Zor olan değerlidir. Zoru başarın. Unutmayın ki her engel gücünüze güç katacaktır. Sevgiyle kalın BİRAY