“ Cumhuriyet’in ilanından sonra İstanbul’da bir resepsiyon verilir. Tüm dünya ülkelerinin elçileri ve ataşeleri de davet edilir. Davet güzel bir biçimde devam ederken İngiliz ataşesi olan binbaşının bakışları Mustafa Kemal’in gözünden kaçmaz. Bütün davet boyunca kendisine dik dik bakmıştır. Atatürk nedenini anlamak için yaverini gönderir. Yaver Mustafa Kemal’e şöyle der:
—Paşam İngiliz ataşe bana “ Mustafa Kemal benim babamı Çanakkale’de öldürdü” dedi.
Bunun üzerine Mustafa Kemal şöyle der:
—Git sor bakalım BABASININ ÇANAKKALE’DE NE İŞİ VARMIŞ?
Gerçekten de yarım milyona varan kuvvetin ne işi vardı Çanakkale’de? 93 yıl gerilere gidelim…
3 Kasım 1914 ve 9 Ocak 1916 yılları arasında dünyanın en kanlı savaşlarına maruz kaldı Çanakkale… İtilaf Devletleri’nin bu cepheyi açmalarının nedeni, Boğazlar’ı ve İstanbul’u ele geçirmek, Osmanlı’nın tüm cephelerini tasfiye etmek, Rusya ile bağlantı sağlayarak ona araç gereç yardımında bulunabilmekti. Boğazı kızıl akıtma nedenleri buydu…
18 Mart günü saat 11.00 ‘de 18 büyük zırhlı, birçok muhrip ve denizaltıdan oluşan itilaf donanması üç filo halinde boğaza giriyor! Düşman filosu, 506 top kullanarak 150 topun savunduğu Türk tabyalarını tam 6 saat 45 dakika aralıksız top ateşi altında tutuyor! Ancak Nusret Mayın Gemisi’nin döşediği mayınlarla birlikte kahraman Mehmetçik’in inançla sürdürdüğü karşı top atışı nedeniyle geri çekilmek zorunda kalıyor!
Yılmıyorlar, İngiliz, Fransız, Anzak birliklerinden oluşan 75 bin kişilik bir kuvvet karadan saldırıyor! Ölen düşman askerinin yerine yenileri geliyor. Hiç bitmeyecek kadar kalabalıklar. Yiğit Mehmetçik ölüme gittiğini biliyor. Biliyor bilmesine de bunu sıradan bir ölüm olarak görmüyor. O, topraklarını savunurken ölmenin müthiş gururunu yaşıyor! Şehitlik mertebesine ulaşmak için koşuyor düşman üstüne! Destanlar yaratıyor, ölümsüzleşiyor. Bir komutan büyüyor bu müthiş çarpışmada… Adı Mustafa Kemal Bey…
Anafartalar Grup Komutanı… Çelik bir iradeye sahip. Bir süngü hücumuyla Conkbayırı’ndaki İngiliz kuvvetlerini püskürtüyor! Ardından siper savaşları… Göğüs göğse mücadele… Yüz binlerce şehit, yüz binlerce gazi gülümsüyor ölüme! 93 yıl önce; ama bu gün gibi. Ve unutulacak gibi değil; unutulmamalı! 190 bin kişi bizden, 145 bin kişi onlardan yitmiş… Yitirilen canlar genç, yitirilen canlar toprağa karışmış yatıyor. Onlar orada yatıyor. Geçilmez Çanakkale’de!
Vurulup, tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna Yarab ne güneşler batıyor!
Bizler ne kadar dinlesek, ne kadar söylesek de bilemeyiz yaşananları, o anları… Dilimiz anlatmaya yetmez, aklımız anlamaya ve kalbimiz hissetmeye yetmez! Sırtlara yağmur gibi boşalan kafa, gövde, bacak, el, ayak vatan içindi. Ve borcumuzu neyle ödeyebiliriz bilmem. Belki de hiç unutmayarak!
O tarihte yaşananları elbette tam manasıyla anlayamayız; ama oradaki ruhu kendimize örnek alabiliriz gençlik olarak! Çanakkale geçilmedi; ama ya şimdi? Oradaki ruh hali hangi bedende sorarım sizlere? Bu bayrak dalgalandığı, bu ezanlar okunduğu sürece bilelim ki sırtımız yere gelmez; ama bizlerin çalışmalarıyla...
Tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun, mekanları cennet olsun. Rabbim bizlerede nasip eylesin...