Sevgiyi günlere hapis etme geleneği Batı’dan miras bize. Mademki mirastır, hunharca harcayalım gitsin. Anne sevgisi, baba sevgisi derken Sevgililer Günü… Hediyeler kurak geçen bir kışın ortasında yağacaktır ama sevgiye ve sevgiliye olan kuraklığımız yeşermeyecektir bu yağıştan. Mutlak bir bildiği vardır batılının bu günü keşfetmesinde. Bize ne düşer… Böyle bir günle alay ettiğim zannedilmesin. Sevgiye değer veririm ben. Ama bana göre “sevmek” sözcüğünü zannetmek vardır; anlamak, bilmek, hissetmek değil… Günümüz insanı aşkı sevgiyle karıştırır. Oysa sevmek uzun soluklu olamadı mı sadece aşktır. Aşkın bir ömür sürdüğü pek görülmemiştir. Eskileri yamamayı unutalı çok oldu. Biz eskiyi atan bir nesildeniz. Hele bizim çocuklarımız, onlar eskiyi bilmiyorlar. Ve her şeyi çok çabuk atıyorlar, eskimeden.
Belki de hazırdır insan sevmeye… Önceden hazırlık yapmak sevmek için nafile. Tuhaf ama sevmek ve sevgili sözcükleri çok sık kullanıldıkları halde gerçek hayata pek tutunamamışlardır. Eğreti dururlar çoğu zaman onu söyleyenlerde. Belki de sevmeyi bilmediğimizdendir. Kaybettiklerimizin kazandıklarımıza galip gelmesindendir. “Sevmeyi” bile (bencilce) hak ettiğimizi zannetmemizdendir. Oysa sevmeyi hak edecek ne yaptık? “İnsan aslında gözden ibarettir.” der Mevlana. Gerisi cesettir… Göz ise göremez çoğumuzda. Dibimizdekini göremez. O zaten hep hazır ya yanımızda, varlığını bilmek için bizi hayrete düşürecek ya da kızdıracak bir şeyler yapmalıdır. Yapmıyorsa göz onu görmez. Gözün görmediğini kalbiniz hissetmez. Kalbin hissetmediğini de söz söylemez. Onun içindir ki sözler genelde boşuna söylenir. (Boş konuşan ne çok insan var dünyada…) Sözün içini, özünü elde etmek için harfleri çıkar at, geriye kalan sana yeter.
Her yer, dağ taş sevgiliyle dolu. Elimi sallasam ellisi misali… Ya da son günlerde sık dinlenen bir şarkıdaki gibi; biiir çok sıkıldım, ikiiii yerim çok dar, oooo senden çok var…. Gerçekten de öyle. Ne çok var sevgi. Sevgiden kustuğumuz insanlığımızdır belki. Ve Atilla İlhan Ustanın dediği gibi “ne kadınlar sevdim, zaten yoktular” Ne kadınlar, ne erkekler sevdik biz; zaten yoktular… Bedri Rahmi de şöyle der: Bütün kitapları yakmalı. Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır. Kitaplara göre insan, karanlıkta yüzüne bin mumluk lâmba tutulmuş
gözleri, yüreği kamaşmış insandır. Aptaldır, hastadır, kahramandır.
Kim ne derse desin, ben de, siz de sevgiye inanacaksınız, sevgiliye de... İnanmalısınız da dünya durdukça… Belki de en sevmediğimizi var ederken amacımız sevdiklerimizi sınamak olacaktır. Sonra da yok edebilecek miyiz sevmediklerimizi sevdiklerimiz uğruna? Sonu nasıl bitecek bilmem; ama Allah en çok insanı sever bilirim. Tüm insanlığın sevgilisi olan dünya ise Allah’ın sevmediğidir. Unutmayın ki Allah dünyayı sevseydi onu yok etmezdi bir kıyametle…
Sevgiyle kalın.
biray