Eteklerimi savura savura koştum dedemlerin evine. Ailemin önünden yürüyordum.
Bir an önce varmaktı telaşımın nedeni. O vapura benzettiğim cumbalı eve. ..
Huzura, bayrama, sevgiye… Çok düşmüşümdür oraya giderken. Telaşlıydım heep telaşlı. Kapıyı açan anneannemin “Yavaş çık kızım
merdivenleri.” deyişi ve kimsede görmediğim sakinlikteki telaşı…
Sofra hazır edilmiş. Yetmişlik gazi dedem sofranın başında ayağını
uzatmış(Şarapnel parçası diz kapağını parçaladığından bükemezdi.) bizi
bekliyor. “Dede biz geldik!” çığlığıma gülümseyerek karşılık veriyor. “Hoş
geldiniz! Hoş geldiniz!” Gülerken dişlerini hiç göremedim dedemin.
Ağlarken gözyaşlarını göremediğim gibi… Neler hazırlanmamış ki… Bir gün önceden
hazırlanılmış belli ki… Bayram sofrası, Allah ne verdiyse; ama emek emek emekle…
İnsan niye dedesinin ninesinin evine hep aç gider? Ya da oraya gidince aç olduğunu hisseder? Bugün bile
çözememişimdir. Galiba iştahı açan sevgi yüzünden… Paralarımız, mendillerimiz
tekmili hazırdır. Biliyorum ki birazdan verilecek. Annem babam onlarla neler
konuşurdu hiç hatırlamam; ama ben öyle çok şey konuşurdum ki… Sakin sakin dinlerlerdi. Dedem masal anlatmazdı bana, on yıl
süren askerlik anılarını anlatırdı. Ama masal kadar sahiciydi ve ilginçti
anlattıkları. O anlatılardan sonra mutlaka savaşçılık oynardık ağabeyimle.
Ve tüm düşmanları yenerdik.
Kurban kesmenin adabı vardı o zamanlar. Ehil kişiler vardı her
mahallede. Tüm mahallenin kurbanını keserlerdi. Biz üç beş gün evimizin
bahçesinde (Hiç bahçesiz ev olur muymuş…) beslediğimiz Ali’mizi ( Hepsinin adı
Ali’ydi ve hep kara gözlü olurlardı) hiç üzülmeden teslim ederdik dedemizin
eline. Abdestini alır, okşayarak dualar okurdu. Ve
hiç direnmeden yatardı koyunlar onun önüne. Ve bütün mahalle Kamil
Çavuş’un, kurbanlarını kesmesi için sırada beklerdi. Kimse kurbanını
hayır kurumlarına bağışlayıp zahmetten kaçmazdı. Çok önceden et payı
gönderilecek yoksullar saptanırdı. Ayaklarına gidilir, mahcup bir gülümsemeyle
bayramları kutlanırdı…
Elindeki bıçağı doğru dürüst tutamayan, ağzında sigarası sağa sola
kan fışkırtan ve kesimin sonunda alacağı paranın pazarlığını önceden yapan
cellâtlar yoktu eskiden. Kimse hiç kimse böylelerine
kurbanını emanet etmezdi.
Bayram boyunca pamuk helva, macun alacak paramız olurdu. Bayramlıklarımızı
dikmek için sabahlayan annelerimiz tüm bayram boyunca tek ayaküstünde
sekerlerdi. Misafir ağırlamak işi onlarındı. Biz de misafirler hiç bitmesin
isterdik. Genellikle bayramlıklarımız daha birinci günden kirlenirdi. Mantar
tabancası yüzünden erkek çocuklarının takım elbiseleri bir yerlerinden
delinirdi. Annelerimizin tatlı kızgınlıkları bizi etkilemezdi. Bayramdı
nihayetinde. Bayram!
Bilmiyorum böyle kaç bayramlar geçti. Gazi dedem ve anneannem bizi niye
bu kadar gösterişsiz severlerdi… Neden insanlar kahkaha atmaz, gülümserdi.
Neden bayramlar ilk günden sona ermezdi. Neden saygıyı sevgiyi çok iyi
hissederdik de bize olağan gelirdi…
Ve bunca kahkaha, eğlence, herkese ortak gönderilen mesajların uçuştuğu
sevgisiz sevgiler arasında yitip giden böylesine gerçek masalları yaşamamış
olsaydık; biz bayramlarda hüzünlenir miydik? Ne mutlu bu hüznü yaşayanlara…
Bayramlar çok sürmeyecek. En azından gerçekleri kadar… Kaybettiğimiz tüm
değerler gibi onları da naftalinleyip kaldırdık sandıklara. Bizden sonra da
sandıkları hiç kimse açmayacak.
Yeni bir yıla eskimişlerle girmenizi istemezdim. Yeni olan keşke yeni
olsaydı. Eskilerin kırpılıp kırpılıp atıldığı ve elde
kalanın yeni diye sunulduğu değerlere ben hala alışamadım.
Gençleri çok seviyorum. Maalesef yine bizim sunduğumuz bu uydurma
yenilikleri kolay kolay kabullenmiyorlar. Belki de
onlar yeniden kuracaklar dünyayı. Görüşemesek de gelecek bayramlarda ümidim.
Karamsar değilim.
Herkese mutlu bayramlar.
çok güzel bir yazı anneciğim eline sağlık büyüklerin de dediği gibi "neerdee o eski bayramlar..."
YG-4557 04 Ock 2007
İşte "eski bayramlar" konusunda da belirttiğim gibi hocam, bizi biz yapan değerlerden uzaklaştığımız zaman içine sokulduğumuz mahzen bu! Yazık! Yazmış olduklarınızın tamamını ben de yaşıyordum "eskiden". Şimdi ise herşey demesem de çoğu davranışlarımız değişmiş...Hem de iyi yönde değil...
Yazı için sağolun hocam. Umarım bu yazıya diğer yazılarınıza göre gerekenden daha fazla önem verilir...