İnsan ve hayvan kâinatın en şuurlu canlılarıdır. Ve bunlardan insan, hayvandan da üstün bir şuurla yaratılmıştır.
Güneş, şuursuzca ışık ve ısı verir. Ağaç şuursuzca meyve verir. Su şuursuzca akar, ateş şuursuzca yakar. Doğa, belli bir düzen içinde ama şuursuzca görev yapar. Oysa insan öyle mi? İnsan doğadan üstün olduğu için bilerek, isteyerek; deneyerek, öğrenerek isterse doğaya hâkim olur.Kolomb, bu yarımkürede oturduğu halde, akıl kuvvetiyle öbür yarım küreyi, yani o vakte kadar meçhul ve örtülü kalan Amerika'yı keşfeder. Ağır bir cisim olan insan, kendi bulduğu vasıtalarla uçar, ağır yürüyüşlü olduğu halde, icat ettiği vasıtalarla, doğuyu ve batıyı büyük bir süratle dolaşır. Yaptığı denizaltılarla, duramadığı su altında; isterse aylarını geçirir. Oysa nehirler yatağında akar, güneş yerinden doğar ve batar. Ay bir gün olsun “Artık güneşten başka ışık kaynağı bulmalıyım.” demez. Çünkü onda keşif ruhu yoktur. Oysa insan, Ay’ı keşfetmeyi ve bilmediklerine ulaşmayı kendisindeki keşif ruhuyla başarmıştır.
Bir müzisyenin bestelediği eser, müzisyenden üstün müdür? Sanatçı olmadan eser verilebilir mi? Muhteşem bir eseri meydana getiren insan, o muhteşem eserden üstün değil midir? Meyveye bakıp, ağacın kökünü küçümsemek doğru mudur? Ağacın dallarındaki can, kökünden gelmiyor mu? Kök olmasaydı meyveden bahsedebilir miydik? İnsan tohumunu ekmeden, doğanın şuursuzca yetiştirdiği ağaçlardan da meyve yemiştir. Tohum ekmeyi aklederek de meyveye ulaşmıştır. Aradaki fark şudur ki; gözlemlemiştir, denemiştir ve tohumu şuurluca gömmüştür toprağa, kök salıp ağaç olsun diye… Doğanın şuursuzca yaptığını şuuruyla yaptıran bir kuvvet gibi, insanoğlu da bu kuvvettin öğrettiğini; ona bahşedilen aklını ve keşfetme ruhunu kullanarak, şuurluca yapmaktadır.
Tüm bu yazdıklarımdan sizler istediğiniz yere varabilirsiniz. Örneğin bazılarınız bu yazdıklarımın ana fikrini dini bir telkin olarak görebilirsiniz. İzninizle, ben kendi ana fikrimi söyleyeyim.
Eğer sizde keşfetme ruhu yoksa şuursuzsunuz demektir. Aynı yerde durup, işe yaradığınızı düşünmek kendinizi kandırmaktır. Hiç resim yapmamış bir ressam olmak ne demekse, siz de o demeksiniz. Bugün yapabildikleriniz, yıllardır yaptıklarınızsa; yarınınız olmasa da ne kaybetmiş olabilirsiniz ki? Yıllardır aynı çöplükte yem arayan bir tavuk neyse, o olmaktan öteye gidemezsiniz. Keşfedilmeyi bekleyen insanı, yeri, işi ve kendinizi hala keşfedememişseniz; hayatınız şuursuzca akan nehir gibidir. Ve onun üzerinde başkaları rafting yaparlar…
Hayat, sizin cennetinizin umresidir. Hayatınız neyse, cennetiniz de o olacaktır.
Elbette bu dünyada yaptıklarımız ve yapacaklarımız, "ileriye dönük" birşeyler elde etmek içindir! Dolayısıyla insan bunu bilerek ve buna uygun yaşamalı. Her geçen zamanının ne kadar önemli olduğunu bilmeli ve "düşünmeli". Şu kainatın küçücük bir olayından bile ibret almasını bilen bir insan, ileride ne yapacağını bilen, "olgun" biri olma yolunda ilerleyendir.